El, edebiyattaki edatlar/ilgeçler gibidir; tek başına bir anlam ifade etmez, bir diğer ele ihtiyaç duyar. Ağaçlar bile el ele tutuşunca orman olur. El ayak çekilince gecenin gizemini de karanlığın sırrını da el yordamıyla çözer insan. El dilin yelkeni, kalbin kanadıdır. Elinden hiçbir şey gelmediği anlarda insan Rabbine yönelince, diline ve kalbine eşlik eden yine el değil midir? Duaların mütemmim cüzüdür eller o seçkin vakitlerde.
İnce, uzun bir nehir gibi elleri vardır kimilerinin. Cümle başında bile olsa küçük harfle yazılmalı onların elleri. Küçük harfler gibi iddiasız ama anlam yüklü olmalı sevilenin elleri. Kimi eller vardır yed-i beyza hükmünde; kardan daha beyazdır bazı eller, bir ehil ele değmekle. El almanın mistik hazzı ile el vermenin ustalık farkını el yordamıyla bilmenin ince hikâyesi kadar gizemlidir el’ in ele avuca sığmayan o en kadim hikâyesi.
Kışın ayazı, kuşun avazı anlaşılmadan ellerin niyazı anlamlandırılamaz. Kuşların üşüyen küçücük ellerini düşünmek de bir aşk türüdür. Derdine âşık olan aşkını dert edinmez. Derdi eski olanın eskimez derdi… Bunu en iyi ellerin kıymetini bilenler bilir. İsmet Özel, Kuşun Ölümü şiirinde ölü kuşların üşüyen ellerinin endişesini taşır:
“kuş öldü
küçücük bir yorgunluktu ölmeden önce
öldü, kim ısıtır artık onun ellerini”
Kadim bir teamüldür; yâr’ in yarasına yâr olunur, yâr’ a yara olunmaz darası alınmadan. Sardığın kırık kanadı unutursun, kırılanın hatırına. Kırdığın kanadı hatırından çıkarmazsın, günahından çok ustasının hatırına. Istırap mutluluğun en yalın habercisidir, mutluluksa ardından koşturup duran kederin. Turgut Uyar, elin hatırasının yakıcı kalıcılığından söz eder:
“el ele gittiğimiz bir yolda sen git gide büyürsen
benim içimde çok beklemiş, çok eski bir yer kanar”
Batıya ve doğuya ait olmayan bir zeytin ağacı gibidir kimi eller. Neredeyse ateş olmadan tutuşur, yağmur yağmadan ıslanır, rüzgâr çıkmadan saçları savrulur ve uçurum olmadan kendini iki yanındaki boşluğa bırakır. Öyle eller vardır ki çiçeklenen düşlerinden her birinin kutsal bir metne harf suretinde düştüğünü hiç bilmez gizem ustaları. Ülkü Tamer de ele el gibi bakmayanlardan. Elin hüznünü diline dolar o da şiirinde:
“Ellerine, iki kuşun yerleştirdiği
Akla gelen her çeşit perdeler
İniktir, solmaktadır bu akşam.”
Yağmalanmış şehirlere çevirir kalbinizi kimi eller: Kuşatılmış, muhasara edilmiş, dört bir yanı sarılmış… Direnci kırılır, kalesi düşer kalbinizin kimi eller karşısında. ‘Teslim olmak yok’ dedikçe teslimiyetiniz artar kimi ellere. Mahir bir sanatçının elinden çıkan tabloya dönüşmek en çok da o ellerin hakkıdır. Yavuz Bülent Bakiler, belki de tabloların en güzelini anlatır Ellerin adlı şiirinde:
“Senin, ince uzun, beyaz ellerin
Yüreğimi alan bir serinlik sanki
Al bir kadife üstünde ellerin dursa biraz
Tabloların en güzeli olur inan ki.”
Selin bıraktığı hasar, yelin yıktığı hisar ve elin değdiği intizar unutulmazmış. Eller, aşkın eğitim müfredatında zorunlu derslerin başında gelir. Biz bu konuyu hiç görmedik mazereti geçmez, bir aşkın kırgını olmaktan bütünlemeye kalanların yılsonu karnesinde. Açık denizler gibidir kimi eller, kıyıdan uzakta duran gemiler gibi. Susuzdur, yangındır, hoyrattır ve hepsinden önemlisi alargadır kimi eller Ahmet Arif’in Kara şiirinde:
“Ellerin, deli hoyrat,
Ellerin, susuz, yangın.
Ellerin ooooy alarga…”
Yağmur taneleridir kimi eller de. Bir çiçeğin en mutena yaprağına tane tane düşer gökten o eller. Can suyudur baharda çiçeklenen nice umutlara. Çiy tanesidir sabahları kimi eller ve yağmurun ellerinden küçüktür, o birinin özeli olmaktan çok ezeli olan eller. E. E. Cummings yağmurun ellerini anlatırken ‘sevgilinin ellerine’ dair küçük sırlar serpiştirir şiirinin satır aralarına:
“kimsenin yok, yağmurun bile,
böyle küçük elleri”
Ellerin eline, hele de toprağın o zemheriden soğuk ellerine bırakmadan sıkıca tutmalı insan sevdiğinin ellerini. Elinden kayıp gidince anlıyor bazen insan bir elin kıymetini…

Maşallah hocama